Cuma, Nisan 10, 2026

Iqra ve Sözlükler

Iqra Yazılımı içinden üç sözlüğe kelime bazında erişebiliyoruz, biri klasik, ikisi nisbeten modern:
  • Isfahan'lı Râgıb: el-Mufredât (yaklaşık 1100)
  • Kahire'li Muhammed Fuâd: el-Mu‘cem el-Mufehres (1945)
  • Leipzig'li Hans Wehr: Modern Arapça Sözlük (1952, 1976)
Bu üç sözlüğün ortak özelliği, kelimeleri üç veya dört harfli köklerine göre düzenlemeleridir. Bu yüzden bir kelimenin kökünü doğru tahmin edemezseniz, onu bu sözlüklerde bulmak çok zorlaşır.

1. Mu‘cem

Projenin ilk gününden beri Mucem sözlüğünü esas aldık; Mucem'e hem içeriden hem de iki dış kaynaktan erişim sağlanıyor. Örnek olarak, ر د ي (rdy) kökü üzerinde kısa bir gezinti yapalım. Şeklin altındaki linkte verilen kelimeye tıklayınca şu menü görünür:
Leyl 92:11 ayetinin tereddâ kelimesinde menü
Menüdeki ilk satır Kopyala-Mucem-Rehber, internet bağlantısı olmasa bile ilgili komutu uygular. Alt satır ise dış kaynaklarda üç sözlüğe erişim sağlar. İç kaynak Mucem, dış kaynak Kökler ve aşağıda görülen corpus.quran.com sitesi: hepsi aynı bilgileri gösterir:
rdy kökü altı ayette geçiyor
Şekildeki bilgiye ulaşmak için gereken linkler:

2. Mufredât 

İlk şekilde gösterilen Mufredât linkine tıklayınca boş bir sayfa açılır. Neden? Çünkü bu kök klasik sözlükte yok. Aşağıdaki şeklin altında doğru link var. Resimde görüldüğü gibi, iki kök birleştirilerek sunulmuş. Müfredât ve Mu’cem içerikleri çoğunlukla uyumlu olsa da bunun gibi az sayıda bazı örneklerde ek kelimeler mevcut:
Klasik Mufredat'ta rdy kökü ve rdA kökü tek madde
 Anlaşılan, önceleri tek kök sayılan bu iki kavram, zaman içinde birbirinden ayrılmış. Fazladan çıkan kelimeyi Mucem'de rdA kökü altında görebilirsiniz:
rdA kökü yalnız bir ayette
Şekildeki bilgiye ulaşmak için gereken linkler:
Özet olarak, klasik Mufredât ve modern Mu‘cem sözlükleri, çoğu kökler için aynı bilgiyi sağlıyor. İstisna olarak, bazı köklerde küçük ihtilaflar görebiliriz. Aynı konuya farklı bir bakış için:
https://okuyun.github.io/Kitap/ders/roots

3. Hans Wehr

Menüde erişim butonu olan üçüncü sözlük, aslında en faydalı olan... Lakin İngilizce, umarım bir gün Türkçe bir site açılır da oraya link veririm. Yukarıda söz konusu olan iki kök bu sözlükte şöyle görünüyor:
Modern sözlükte rdy kökü ve rdA kökü ayrılmış





Salı, Nisan 07, 2026

Kendi Filmini İzlemek

İnsan: Kendi Filminin Kahramanı

Bugün herkesin elinde bir kamera var. Sosyal medyada, sokakta, evde… Her an kaydediliyor. Ama asıl kayıt, görünmeyen bir yerde tutuluyor: insanın içinde. Herkes sürekli olarak kendi filmini çekiyor; başrolünde kendisi var, hikâyeyi kendisi yazıyor, sahneleri kendisi dolduruyor.

(99:6yevmeiẕin yaṣdurun-nâsu eştâten liyurav a`mâlehum
“O gün insanlar, yaptıkları gösterilsin diye tek tek çıkarlar”

İnsan çoğu zaman kendini aldatır, yaptıklarını savunur, eksiklerine gerekçe bulur. Hatalarını yumuşatır, iyiliklerini büyütür. Ama bütün bu anlatının ötesinde, sessiz bir tanık vardır: insanın kendi vicdanı. Yani en derininde, neyi neden yaptığını bilir. Dışarıya ne söylerse söylesin, içindeki kayıt cihazı gerçeği saklamaz.


Filmin Galasında Davetli Yok

Bir gün gelecek, bu filmler sadece çekilmekle kalmayacak — izlenecek. Üstelik tek başına, herkes kendi hikâyesiyle yüzleşecek. Peki, o filmi izlemeye dayanabilecek miyiz?

Işıklar sönünce… geriye sadece o film kalacak

belil-insânu `alâ nefsihî baṣîra
(75:14“Doğrusu insan kendi nefsini görür”

Kalabalıklar içinde insan kendisiyle baş başa, kendi hayatını izleyecek. Bugün gizli kalan pek çok şeyin ertelenmiş bir gösterim olduğunu o gün anlayacak. O halde şu soruyu sormak gerekiyor: Bugün gizlediğimiz bir sahneyi, yarın görmek ister miyiz?


Herkes Kendi Aleyhine Tanık

Dünya mahkemelerinde süreç bellidir: savcı suçlamasını yapar, sanık kendini savunur, iki tarafın tanıkları dinlenir ve hakim son kararı verir. Sanık ya suçsuz bulunur beraat eder, aklanır; ya da mahkûm olur, cezasını çeker. Ahiret mahkemesinde durum çok farklı:

velâ yus-elu `an ẕunûbihimul-mucrimûn
(28:78“Suçlulara günahları sorulmaz”

Bu ayet ilk bakışta şaşırtıcıdır, bir hesap gününde soru sorulmasını beklersiniz. Ama burada farklı bir şey söyleniyor: Savcı yok, sorgu yok, tanık yok... Öyle bir açıklık var ki, soruya gerek kalmamış. Her film, kahramanı aleyhinde tanık olacak!

Delil, savunma, tartışma yok. İnsan kendi hayatını, kesintisiz ve filtresiz bir şekilde görür. Ve o anda en ağır yük, başkasının yargısı değil, insanın kendi içindeki kesin bilgidir.

Hayat, bu açıdan bakınca, aslında ertelenmiş bir seyirdir. Bugün yaşıyoruz; o gün izliyoruz. Mesele sadece “iyi görünmek” değil, izlenebilir bir hayat yaşamak. Bütün yaptıklarım bir film olsa, baştan sona izlemek ister miyim? Sevdiklerimin o filmi izlemesini ister miyim?

Sevdiklerimin o filmi izlemesini ister miyim?

İnsan madem bu dünyaya geldi, hesap gününden kaçamaz. Ne kalabalıklar, ne mazeretler, ne unutmalar… Çünkü bu kayıtlar, kendi nefsine karşı bir tanık olacak.

Ve kayıt durmaksızın çekiliyor.

Pazartesi, Nisan 06, 2026

Kur’an Deryasında...

... Derme Çatma Bir Sal

Iqra yazılımı yavaş ama kararlı bir şekilde gelişiyor. Arada bir durup geriye bakıyorum: Ne yaptık, ne kazandık? Büyük laflara gerek yok. Kur’an deryasında yüzen bir gemi değil, bir kayık bile değil, derme çatma bir sal yaptık. Ama en uyduruk sal bile insanı, kulaçlarla asla gidilemeyecek yerlere götürüyor. Mesele mükemmel bir araç değil; suya açılabilmek. Deryanın ortasında, hiç beklemediğim sürprizler çıkıyor.


Bir Kelimenin İzinde

Bu sabah gözlediğim küçük bir ayrıntıyı paylaşıyorum: Kitabımızda toplam 10 ayette geçen “el-emsâl” kelimesi… Uluslararası Medine mushafında bu kelime, beş ayette elifle, beş ayette uzatma işaretiyle yazılmış. Farkı gösteren bir ayet çifti aşağıda:
https://okuyun.github.io/Kuran/#b=DrbwA%20lk

İki ayet tamamen aynı, dokuz kelime ortak. Ortada bir elif farkı var: Anlamı etkiler mi? Hayır. Kıraat farkı var mı? Şâz ihtilaf bile yok. İki imla da doğru. Lakin İsrâ suresinde elifle, Furkân suresinde uzatma işareti ile yazılır, aynı şekilde okunur, aynı anlamı taşır.

Modern anlayışla bakınca, ilk yapılacak şey bu “tutarsızlığı” düzeltmek olurdu. Ama mushaf geleneğinde tam tersi olmuş: Bu ve benzeri sayısız farklılıklar 1400 yıldır korunmuş.


Küçük Bir Detay, Büyük Bir Şahit

Bu tür yazım özelliklerine modern literatürde idiosyncrasy deniyor—metne özgü, tekrarlanması zor küçük karakteristikler. Bu konuyu Yapay Zekâ yardımıyla dün işlemiştim, bugün yine karşıma çıktı:

Böyle ayrıntıları insan hafızasıyla korumak çok zor. En güçlü hafıza sorsanız, “şu kelime şu ayette elifle mi, yoksa medle mi yazılır?” diye… özel ihtisası yoksa cevap veremez. Ama yazılım için bu farkları bulmak bir saniye sürmez. Bilgi teknolojileri, metnin doğasına dair sessiz bir şahitlik yapıyor. İnsan zihninin taşıyamayacağı ayrıntılar, metnin tarihsel sürekliliğini gözler önüne seriyor.

Modern dilbilimciler bu konuya inanç yönünden değil, veri ekseninden bakıyorlar. Ama vardıkları sonuç aynı: Kur’an metni, 7. yüzyılın ortalarında “dondurulmuş” ve o günden bugüne, en küçük imla farkına dokunmadan aktarılmış. Bu, sadece mushaf metninin değil, en küçük ayrıntıların bile korunduğu anlamına geliyor.


Yazılımın Öğrettikleri

Bu yazılımı geliştirirken, kadim ve uluslar üstü bir geleneğin girift parçalarını öğrendim. Yol boyunca karşılaştığım şu bilgi birikiminin pek çoğunun adını bile duymamıştım: (*)
  • Resm-i Osmânî: Yazının standardize edilmeden önceki hali; modern imladan biraz farklı, ama kendi içinde son derece tutarlı bir sistem. 
    https://korunmuskitap.blogspot.com/2026/04/kuran-imlas.html
  • Kûfî hat: Harflerin henüz bugünkü yuvarlak formlarına kavuşmadığı, daha köşeli ve ilkel görünen ama derin bir estetik taşıyan yazı. Harfleri ayırdeden noktalar ve sesleri ayıreden harekeler yok. Iqra içinde mushaf metnini Kûfî hat ile inceleyebilirsiniz.
  • Erken dönem mushaflar: Noktasız, harekesiz ama sağlam bir aktarım zinciri. Ancak metni bilenler doğru okuyabilir. Dış kaynakların bazılarında eski mushafların fotoğrafına erişim sağlanmış.
  • Kıraat farklarıSeb‘a (yedi) ve ‘aşere (on) rivayetleriyle, metnin ses ve anlam zenginliği. Bu farkları birkaç liste haline getirdim ve önemli farkları yazılım içinde işaretledim.
    https://okuyun.github.io/Kitap/ders/kadime
  • Müştebih ayetler: Benzer görünen ama ince farklarla ayrılan yapılar. İkili, üçlü, dörtlü... benzerlikler. Benzeşen ayetlerin tefsire katkısı.
    https://okuyun.github.io/Kitap/simi/
  • Hüsn-i hat örnekleri: Kur'ân metninden alınan parçaların güzel yazı üzerinden takdir edildiği bir dünyaya girdim ve iki farklı çalışma yaptım.
    https://okuyun.github.io/Kitap/esma/
    https://okuyun.github.io/Kitap/ders/nun-velkalem
  • Sözlükler: Isfahan'lı Râgıb'dan el-Müfredât, Kahire'li Muhammed Fuâd'dan el-Mu‘cem el-Mufehres, Leipzig'li Hans Wehr'den Modern Arapça Sözlük. Bunların hepsi Iqra projesine kaynak sağladı, herbirine kelime menüsünden ulaşılıyor.
Yukarıda adı geçen “sal” bu birikimlerden alınan tahtalarla yapıldı. Kullandığım “derme çatma” sıfatı yazılıma ait, çünkü hiçbirinin derinliğine inmedim, yüzeyde kaldım. Evet, Iqra hâlâ küçük bir yazılım. Ama şunu anladım: Keşifler, yalnız büyük sistemlerle değil… küçük ama doğru çalışan araçlarla da mümkün. Bir kelimenin yazımındaki küçük bir fark, sizi 1400 yıl öncesine bağlıyor. Demek ki bu sadece korunmuş bir metin değil, asırlarca titizlikle muhafaza edilmiş izlerin bütünü.

Yazılımı kullanan sizler, o kadim izleri takip eden küçük bir salın yolcularısınız.


(*) Bana bu gizemli kapıların çoğunu gösteren Selçuk İdrisoğlu'na gönülden teşekkür ederim. Başlangıçta her yeni kapıya şüpheyle yaklaştım, bilmediğim dehlizlere girmekten çekindim. Fakat zamanla gördüm ki; aralanan her kapının ardında devasa bir bilgi birikimi saklıymış. Bu birikimden süzülen her bilgi, yazılımın ruhunu ve gücünü pekiştirdi.


Pazar, Nisan 05, 2026

Resm-i Osmanî

Gemini yardımıyla hazırlandi


Kur’an İmlasının Kendine Has Özellikleri

Bir metnin 1400 yıl boyunca hiç değişmeden günümüze ulaşması, sadece kelimelerin dizilişiyle mi ilgilidir? Kur’an-ı Kerim söz konusu olduğunda, bu koruma sadece telaffuzda değil, yazının en küçük "aykırılıklarında" bile kendini gösterir. Modern dilbilimde bir sisteme özgü "kendine has tuhaflıklar" için kullanılan idiyosinkrazi terimi, Kur’an hattını incelediğimizde büyüleyici bir boyuta ulaşır.


Nedir Bu "İdiyosinkrazi"?

En basit anlatımıyla; standart dilbilgisi kurallarının dışına çıkan ama o metne has hale geldiği için artık bir "kural" kabul edilen yazım tercihleridir. İslam alimleri buna Resm-i Osmanî (Hz. Osman döneminde sabitlenen imla) derler. Bu yazı tarzı, günümüz Arapça imlasından yer yer ayrılır ve bu ayrılıklar metnin tarihsel dokunulmazlığının en büyük kanıtıdır.

Alimler, bu hattın sadece bir yazı değil, Kur’an’ın farklı kıraatlerini (okunuş biçimlerini) içinde barındıran mucizevi bir yapı olduğuna inanırlar. Bir kelimede elifin yazılmaması, o kelimenin hem kısa hem uzun okunabilmesine (farklı kıraatlere) imkan tanır.


Kur’an Hattından Bazı Örnekler

Kur’an okurken veya incelerken rastlayabileceğiniz, başka hiçbir Arapça metinde göremeyeceğiniz bu karakteristik özelliklerin birkaçına bakalım:

  • Normalde "salât, zekât, hayât" kelimeleri elif harfiyle yazılır. Ancak ilk mushaflarda bu kelimeler, içinde hiç "v" sesi olmamasına rağmen "vav" harfiyle sabitlenmiştir.

    salât ve zekât kelimeleri her mushafta vav ile yazılır

  • Modern Arapçada "ni'met, rahmet, sunnet" kelimeleri yuvarlak, kapalı bir "te" ile biter. Ancak bazı ayetlerde bu kelime, sanki bir fiilmiş gibi açık "te" ile yazılır. Yazıcılar bu "farklılığı" 1400 yıldır düzeltmemiş, olduğu gibi korumuşlar.

    ni'met kelimesinin ardışık ayetlerde farklı imlası
    Fatiha suresinde iki adet elif farkı

  • Birçok kelimede uzun "â" sesini veren elif harfi yazılmaz. Örneğin "rahmân, 'âlemin, mâliki" kelimeleri elifsiz yazılır ve üzerine küçük bir uzatma işareti konur. Metnin en eski, özgün halinin korunduğunun göstergesidir.

Nisâ 4:34 ayetinden bir parça --
Metnin aslında elif'ler yok,
Diyanet mushafında eklenmiş


Şarkiyatçılar Neden Bu "Hataların" Peşinde?

Son yıllarda Marijn van Putten gibi modern dilbilimciler ve şarkiyatçılar, bu yazım özelliklerine (idiyosinkrazilere) büyük önem veriyorlar. Sebebi ise oldukça çarpıcı: "Ortak Hata" Kanıtı.

Eğer dünyanın farklı yerlerindeki (Medine, Mekke, Şam, Kufe, Basra) erken dönem el yazmalarında, mantıken "sıra dışı" görünen aynı yazım özelliği birebir aynı yerlerde tekrar ediyorsa, bu metinlerin tamamının tek bir ana kaynaktan kopyalandığı bilimsel olarak kanıtlanmış olur. Van Putten'in "The Grace of God" gibi çalışmaları, bu idiyosinkratik özelliklerin tesadüf olmadığını, aksine Kur’an’ın 7. yüzyılda "dondurulmuş" bir fotoğrafı olduğunu gösterir.


Sonuç: Titizliğin Belgesi

İslam alimleri bu özellikleri "tevkîfî" yani ilahi bir işaretle belirlenmiş kabul ederek korumuşlardır. Modern araştırmacılar ise bu durumu metin kritiği açısından bir "genetik kod" olarak görür.

Sonuç değişmez: Kur’an imlasındaki bu kendine has duruş, yazıcıların metni "iyileştirmeye" veya kendi dönemlerine uydurmaya çalışmadıklarını; aksine gördükleri her bir noktayı kutsal bir emanet gibi kağıda döktüklerini kanıtlar. İdiyosinkraziler, metnin 1400 yıllık titiz yolculuğunun sessiz şahitleridir.



Bu konuyu yazmaya başlarken, "Kur’an ve idiyosinkrazi" kavramının şarkiyatçıların icadı olduğunu, İslam alimlerinin bu konuya önem vermediğini sanıyordum. Gemini bu düşüncemin yanlışlığını, konuyla ilgili çok sayıda eser bulunduğunu gösterdi. Bizim taraftaki adı başka imiş...

Soru: İslam alimleri buna neden önem vermemiş? Teknik bir adı bile yok galiba?

Aslında durum tam olarak öyle değil; İslam alimleri bu konuya devasa bir mesai harcamışlar ancak bu durumu "idiyosinkrazi" gibi modern/batılı bir terimle değil, doğrudan "Resmü’l-Mushaf" (Mushaf’ın Yazım Tarzı) ilmi başlığı altında incelemişlerdir.

Alimler bu yazım farklılıklarına "önemsiz birer hata" olarak bakmamış, aksine bunları tevkîfî (ilahi bir işaretle belirlenmiş) kabul etmişlerdir. Bu alana dair binlerce sayfalık "El-Mukni" (Dânî) veya "Bedîu'l-Cemâl" (İbnü’l-Cezîrî) gibi eserler yazılmıştır.


Soru: tevkîfî mi yoksa tevfîkî mi?

Doğru terim tevkîfî (توقيفي) şeklindedir. Arapça "vukūf" (durmak, durdurulmak) kökünden gelir. Bu iki kelime ses olarak birbirine çok benzese de İslam ilimlerinde tamamen farklı anlamlar taşır. 

Van Putten'in "tek kaynak" (archetype) teorisiyle İslam alimlerinin "tevkîfî" sıfatı, farklı terminolojilerle aynı sonuca varıyor: "Bu metin bir noktada sabitlendi ve hiç kimse ona dokunmaya cesaret edemedi."

 

Hamid Aytaç Hattı ile yazılan
Diyanet Onaylı Mushaf Duyurusu