![]() |
şehru ramadanellezi unzile fihil-kur-ân 2:185 Ramazan ayı ki Kuran'ın indirildiği aydır |
Ramazan nedir?
Ramazan açlık ve susuzlukla sınırlı değildir. Oruç, bu ayın en meşhur, görünmeyen ibadetidir; fakat asıl hedef, insanın sadece midesini değil, kalbini, dilini, gözünü ve zihnini de terbiye etmesidir. Kur’an ile dirilme, infakla arınma, zikirle yakınlaşma, tefekkürle derinleşme ayıdır. Oruç bütün bunların kapısıdır, ama bu ayın manası çok daha geniş bir ibadet iklimidir.
Ramazan Kur’an ayıdır: vahyin indiği ay olması sebebiyle müminin Kur’an ile bağını yenilediği, daha çok okuduğu, dinlediği ve anlamaya çalıştığı bir mevsimdir. Teravih, ayakta Kur’an dinleyerek Allah’ı anmanın cemaatle yaşanan bir ifadesidir; Ramazan gecelerine farklı bir ruh verir. Mukabele ise, Kitabı ezbere bilene ve bilmeyene, baştan sona okumanın sevincini yaşatır.
Ramazan, infak ayıdır: açlığı tatmak, başkasının halini anlamayı kolaylaştırır. Bu yüzden sadaka, zekât, fitre ibadetleri Ramazan’da ayrı bir canlılık kazanır. Ramazan, sadece “kendini tutmak” değil, aynı zamanda “başkasını gözetmek” ayıdır.
Ramazan zikir ve tefekkür ayıdır: gün içinde oruçla sakinleşen beden, gece ibadetle canlanır. Teravih namazı bu noktada “gecelerin süsü” gibidir: sadece bir namaz değil, Ramazan gecelerinde ümmetin ortak zikridir. Acaba, dünya yüzünde bir ay boyunca ayakta dinlenen başka bir kitap var mıdır?
Teravih ve mukabele
İnsan unutmaya meyilli bir varlık. Ne kadar dikkat ederse etsin, hatadan ve unutmadan uzak kalamıyor. Kitabı kalplerinde taşıyan hâfızlar da, onu mushaflara nakşeden kâtipler de insandır -- yanılmaları mümkün ve bu çok doğal. Hataları düzeltmek için ümmetin asırlardır kullandığı iki önemli araç var. Teravih namazının Kitabın korunmasındaki rolünü daha önce vurgulamıştım.
Mukabele de aynı amaca hizmet eden köklü bir uygulamadır. Evde, camide, sanal ortamlarda buluşan küçük bir topluluk her gün bir cüz okur. Bir kişi ezberden ya da mushafa bakarak tilavet eder, diğerleri Kitaptan takip eder. Böylece hem dinleme hem kontrol gerçekleşir. Katılan herkes ay sonunda bütün Kitabı baştan sona okumuş olur.
Her iki uygulama, hâfızların ve kâtiplerin muhtemel hatalarını ortaya çıkartır. Hâfız yanlış okursa dinleyenlerden biri düzeltir. Yazma nüshalarda bir hata varsa, karşılaştırma sırasında fark edilir ve düzeltilirdi. Şimdi basılı metinlerde düzeltme mümkün değil, fakat doğru metnin yaygınlığı, hataların yayılmasına imkan vermiyor.
Modern çağda "sanal mukabele" de mümkün. 1980’lerde Kuran kasetleri, 1990’larda CD’ler yaygındı; güzel tilavetiyle tanınan bir hafızın okuyuşu otuz kasete ya da tek bir CD’ye kaydedilir, izleyiciler uygun zamanlarında dinlerdi. Bugün sayısız web sitesi ve uygulama aynı imkânı sunuyor. En güzel uygulamalardan biri Diyanet Dijital web sitesinde.
Her sene şu tartışmalar israrla gündeme geliyor: "Teravih sünnet mi değil mi?" "Anlamadan okumanın sevabı var mı?" Onlar tartışırken, teravih kılanlar ve mukabeleye katılanlar, Kuran’ı dinleyerek onunla bağ kurmaya çalışırlar. Kimi namaza yoğunlaşır, kimi tilavetle ünsiyetini artırır, böylece sevapları bunlar toplar. Yarım saat namaz mı daha sevap, yoksa saatlerce tartışmak mı?
Nafile oruçlar
Oruç sadece Ramazan’a mahsus değildir. Ramazan farz orucun ayıdır ama İslam’da başka oruç türleri de vardır: nafile (fazladan) oruç, adak orucu, kefaret orucu… Yani oruç ibadeti yıl boyunca devam edebilen bir kulluk disiplinidir. Ramazan ise bu disiplinin zirve yaptığı, toplumsal ve ruhani bir yoğunluk kazandığı özel bir mevsimdir.
Peygamber Efendimiz (salât ve selâm ona) üç türlü nafile oruç tavsiye etmiş: Pazartesi-Perşembe günleri, dolunay (ayın 13, 14, 15.) günleri ve "Dâvud orucu" (bir gün oruç, bir gün iftar). Ek olarak, "Şevval ayında 6 gün" ile Arefe ve Aşure oruçlarını da sayabiliriz. Bundan fazlasını şiddetle yasaklamış.
Adak orucu hakkında şu alıntıyı buldum:
Adak, kişinin sorumlu olmadığı hâlde farz veya vâcip cinsinden bir ibadeti yapacağına Allah’a söz vererek o ibadeti kendisine borç kılması demektir. Herhangi bir şart ve zamana bağlanmayan mutlak adaklar, adama anından itibaren ilk fırsatta yerine getirilmelidir. Bir şarta bağlı olan adakların ise şartın gerçekleşmesi hâlinde yerine getirilmesi gerekir.
Kefaret oruçları
Kuran’da siyâm "oruç" kelimesi Ramazan dışında dört ayette, düzenli bir “takva eğitimi” olarak değil, maddi bir eksikliği telafi eden kefaret olarak gelir.
![]() |
| Ortak Tema: femen lem yecid “Kim bulamazsa…” https://okuyun.github.io/Kuran/#b=fSyAm (Ayetler Kitap içindeki sırada görülüyor) |
1) Temettu haccı (2:196)
Hacc ile umreyi bir seyahatte birleştiren kişi için asıl olan hedy (şükür kurbanı)
“Kim bulamazsa, üç gün oruç…”
Oruç, kurbanın yerini tutan bir alternatif.
2) Yemin bozmak (5:89)
Bilerek yapılan bir yemini bilerek bozmanın kefareti on fakiri doyurmak/giydirmek veya köle azadı olarak belirlenmiş.
“Kim bulamazsa, üç gün oruç…”
Oruç açıkça sosyal kefaretin yedeği.
3) Zıhâr kefareti (58:4)
Eşini “sen bana haramsın” diye bağlamanın kefareti ağır: köle azadı
“Kim bulamazsa, iki ay peş peşe oruç…”
O da olmazsa 60 fakiri doyurmak. Bu günahın kefaret merdiveni çok dik.
4) Hata ile katil (4:92)
Yanlışlıkla adam öldürmenin kefareti köle azadı ve diyet ödemektir.
“Kim bulamazsa, iki ay peş peşe oruç…”
Oruç ağır bir bedel ama asıl ödeme yapılamayınca devreye giriyor. Kasten adam öldürmenin kefareti yok, cezası öbür dünyaya kalıyor.
Bu ayetlerde oruç asıl değil, bir yedek plan, maddî kefaretin yerine geçen bir bedel olarak sunulmuş. Farklı zamanlarda ve muhtelif sebeplerle inen ayetler, Kitabın içinde rastgele dağılmış gibi görünüyor. Kelime örgüsü bunları birbirine bağlıyor ve tutarlı bir bütün ortaya çıkıyor.

