Salı, Mart 03, 2026

Başı Tevbe, Sonu İstiğfar

Yeryüzünde henüz iki insan vardı. İlk yalnızlık, ilk pişmanlık... Simsiyah gece, yakıcı sıcak, açlık, susuzluk, korku, hüzün... Cennette olmayan bu duyguları Dünyada tadıyorlardı.

Atamız Hz. Âdem, belki bir Arefe gününde Rahmet tepesinde, Rabbinden bazı kelimeler öğrendi. O kelimelerle yapılan ilk tevbe semaya yükseldi:

7:23 rabbenâ zalemnâ enfusenâ ...
Rabbimiz, kendimize yazık ettik; bizi bağışlamaz ve bize merhamet etmezsen, hiç şüphesiz, kaybedenlerden olacağız!

Hatanın peşinden gelen bir tevbe ile insanlık tarihi başladı. Âdemoğluna tahsis edilen Dünya, günahın bedeli değil, belki tevbenin ödülüydü. Yeryüzünde söylenen ilk söz isyan olmadı, Allah'a dönüş hemen karşılığını buldu:

2:37 innehû huvet-tevvâbur-rahîm
O, tevbeyi kabul eden ve rahmeti sınırsız olandır

et-Tevvâb -- tevbeyi kabul eden

Aradan uzun yıllar geçti. Toplum düzeni kuruldu, iyilik ve kötülük kendisini gösterdi, bazı kalpler katılaştı ve doğru yoldan sapmalar başladı. Hz. Nuh kavmine sesleniyordu:

71:10 istaġfirû rabbekum innehû kâne ġaffârâ
"Rabbinizin sizi bağışlamasını isteyin, O çok bağışlayıcıdır"

el-Gaffâr -- bütün hataları silen

İlk insana öğretilen hakikat değişmemişti: Dönüş kapısı açık. Nuh’un çağrısı aslında Âdem’in tevbesinin devamıydı. İnsanlar, küçük veya büyük her hatalarında aynı kelimeye çağrılıyordu: istiğfar.

Bilmem kaç bin sene sonra, yine bir Arefe günü, yine Rahmet tepesi. Bu kez Nebilerin mührü (Salât ve selâm ona) oradaydı. Hicretten sonra üçüncü kere, ilk defa hacc niyetiyle Mekke'ye geliyordu. İnsanlar akın akın Allah’ın dinine girerken vahiy süreci ve elçinin ömrü tamamlanmak üzereydi. Her yönden gelen müslümanlar Arafat'ta vakfe halindeyken şu ayet indirildi:

110:3 ... vestaġfirhu innehû kâne tevvâbâ
O’nu hamd ile tesbih et ve bağışlanmayı dile, O tevbeyi çok kabul edendir

innehû kâne tevvâbâ

Bu üç sahnenin ortak dersi şudur: Önce kul Rabbine yönelir, bağışlanma diler. Sonra Rabbi, Tevvâb, Gaffâr ve Rahîm isimleriyle tecelli eder, uygun bulursa hatayı "hiç olmamış gibi" siler. Dönüş kuldan, kabul Allah’tandır. Bütün hataları bağışlanmış olan Efendimize bile istiğfar tavsiye ediliyorsa, bu kapının bizler için ne kadar hayati olduğu ortadadır.

Aynı hacc seyahatinde vahiy sürecine son mühür vuruldu:

5:3 el-yevme ekmeltu lekum dînekum...
Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim...


Vahiy tamamlandı, Kitap mühürlendi, Elçinin görevi bitti.
- Tebliğ ettim mi?
- Ettin, ey Allah'ın Elçisi, biz de şahit olduk.

Demek ki her insanın yolu, atamız Âdem’in yoludur:
Hata – tevbe – istigfar

Rahmet tepesi bütün hacıların uğradığı yerdir.
İlk insan orada tevbe etti.
Son nebi orada veda etti.
Din orada kemale erdi.

Bu sahnelerde tekrar eden isimler şunlardı:
et-Tevvâb, el-Gaffâr, er-Rahîm

Başlangıcı tevbe olan bir yolun, sonu da istiğfarla mühürlenmiş. Ve biz, o iki sahne arasındaki rolümüze/sınavımıza devam ediyoruz.